|
Bilgi toplumu kavramı Türkiye’de gündeme geldiği ilk yıllarda en önemli eksiklik bu konuda araştırma yapan akademik çevrelerin azlığı idi.
Murat Büke
Bilgi toplumu kavramı Türkiye’de gündeme geldiği ilk yıllarda en önemli eksiklik bu konuda araştırma yapan akademik çevrelerin azlığı idi. Temel gereksinimin bilgi olduğundan yola çıkarak, uzman olmak için üstüne deneyim ve araştırmayı kattığınızda ortaya çıkan profil oldukça az kişide mevcuttu. Ancak çok da değerliydi. Davranışları, söyledikleri bu konuya önem veren herkes tarafından dikkatle dinleniyor, örnek alınıyordu. Sonra bu insanlar kayboldular, sistemin içerisinde eriyip gittiler. Bilgi toplumu gelişmişlik göstergeleri içerisinde yer alan istatistikler bir yana akademik çalışmalarda sınıfta kaldığımızı hepimiz biliyoruz. Bilgi üretme ve üretilen bilgiyi yayma maalesef bilgi toplumu yolunda en büyük eksikliğimiz. Geçmişte örnek davranış sergilemesini beklediğimiz akademik çevrelerden birkaç uzmanın, bugün Türkiye’yi dünyaya şikayet ettiğini ve bunu haklı gösterecek gerekçelerini dinliyoruz. Bilgi birikimlerini, deneyimlerini hangi öğrencisine verdi bu insanlar? Kaç bilim adamı yetiştirdiler? Birikimlerini aktardığı öğrencileri bugün hangi akademik çalışma ile gazetelerde boy gösteriyorlar. Bugün belli konularda konuşmak ve bu konuları söylem haline getirmek için bilgiye bile ihtiyaç duyulmuyor. Gazeteler, cep telefonları için “çağımızın en büyük buluşu ve kullanım alışkanlığı geliştirmemiz lazım” diyen bir doçente karşılık, cep telefonlarına “atom bombası” benzetmesi yapan Profesöre sayfalarında yer verebiliyor. Akademik ünvanları toplumun yararına kullanacağı yerde korku salan, endişe yaratan inanları gazete sayfalarına taşıyabiliyoruz. “Sen bilim adamısın, hani bilimsel kanıtın” diye soran kimse yok, çünkü koskoca profesör yalan mı söyleyecek? Toplumu korku ile beslemek, bilime, teknolojiye yeğ tutuluyor. Elbette bu kötü örnekler çok az. Bize fazla gelmesinin nedeni bugün bu söylemlere itibar ediliyor olması. Oysa çok iyi biliyoruz ki bilim üreten, bilimsel çalışmalar için hayatlarını feda eden akademisyenlerde var bu ülkede. Üstelik çalışmalarını dünya çapında duyuran, konferanslara davet edilen, dünya üniversiteleri ile proje yürüten ve yöneten akademisyenlerde var. Bu hocalarımızın yetiştirdiği öğrencileri vefa duygusu ile anıyorlar kendilerini. Ancak burada da eksiklik var. Bu çalışmalarını duyurmayan, topluma anlatmayan her bilim adamı, korku salan, endişe yaratarak bundan beslenen uzmanlara meydanı boş bırakıyorlar. Bilim yapan insanların araştırmalarını, bulgularını topluma anlatması sorumluluktur. Bu sorumluluk duygusuna sahip her bilim adamı, endişe yaratan uzman çevrelerin karşısında toplumun vicdanı olmalıdır. Gelişmeyi, büyümeyi ancak bilgi, birikim, deneyim ile sağlayabiliriz. Bu bilgi ve birikim için ortam sağlayan üniversitelerdir ve akademik çevrelerin bilimsel doğruları topluma anlatma sorumluluğu vardır.
|